Temel ölçünün
Paradigmanın
Odak noktasının “ben”ler olduğu yerde “biz”lerden oluşturulmuş olan toplumun huzursuzluğun içinde olması kaçınılmaz hale gelir.
Zira hakkın ve haklının ne olduğunun temel tek ölçüsü bulunamaz bu halde. Böyle olduğunda “insan yüzde doksan beş oranında insanın kurdu” haline gelir.
“Kurtlukta temel kanun düşeni yemektir” toplumsal realite oluverir.
Blog
-
3B Denklemi: Ben ,Biz ve Buhran
-
Suç ve Ceza
Bütün suçluların yaptıkların suçların vardır bir bahanesi. İnsan öldürmekten namuslu insanlara iftira atmağa varana kadar bütün suçları işleyenlerin geliştirdikleri bir mantık mekanizması vardır.Bu mekanizma genelde “ama” ile başlar ve devamında gerçekte geçersiz olan bir veya birçok tez savunulur durur.Polis, pırlanta hırsızlığı yaparken yakalanan hırsıza başını salllayarak der sert bir şekilde :” Niye yaptın ,oğlum?” der.Hırsız pişkince ağzını yayarak cevap verir.” Ekmek parası için yaptım ,abi.”Polis kendinden emin bir şekilde başını dik tutarak cebinden demir 1 TL çıkartır ve uzatır.” Al oğlum sana ekmek parası.” der.Hırsız başını geriye atarak der ki.” Ama abi, sen de hiç halden anlamıyorsun ya…”Bu işler hep böyledir. Suç ,suçtur. Ahlaksızlık ve haksızlık her zaman her yerde herkes için suçtur , haksızlıktır ve ahlaksızlıktır.Suçlar için getirilen temel bahanelerden biri de sözde ” dava için” yapıldığı şeklindedir. Buna günümüzde en bariz örnek Fetö Terör Örgütünün zamanında insanlara attığı iftiralar ve haksızlıkla devlet kurumlarında kadrolaşmış olmasıdır. ( Zaten kendisi için suç işlenmekte olan bir ” dava” baştan kendi , kendisini yanlışlamakta; kendisinin yanlış ve geçersiz olduğunu ortaya koymaktadır.)Yanlışın bahanesi olmaz hiçbir vakit. Haksızlık ve yanlışlık her zaman her yerde ve herkes için suçtur ve haksızlıktır.Peygamber Efendimizin şu hadisi bu konuda ne güzel bir örnektir: “Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim” -
Sosyal Medya Ahlakı
Reel hayatta ahlaka ters düşen ne varsa sosyal medyada da aynı şekilde ahlaka aykırıdır. Bunu gözönünde tutarak şunları söyleyebiliriz.
1. Yemek yeme video ve fotoğrafları paylaşılmaz. Zira bu hem lüks gösterisidir hem de fakirlerin içlerini yaralamaktır.
2. Açık saçık fotoğraflar paylaşılmamalı. Reel hayatta nasıl ahlaka ters ise sosyal medyada da terstir.
3. Dedikodu ve iftira yapılmaz ve yayılmaz. Sosyal medya olunca yapılan dedikodu ve iftira o vasfını kaybetmiş olmaz.
4.ishal olmuş gibi sürekli paylaşım yapılarak listedekilerin/takipçilerin ana sayfası lüzumsuz yere işgal edilmez.
5. Kişisel hesaplar sosyal medya üzerinden görülmeye çalışılıp bir veya birkaç kişiye hakaret için listedekilerin anasayfası gereksiz ve haksız yere doldurulmaz.
6. Kendisine ait olmayan duygu ve düşünceler (paylaşımlar) kendisininmiş gibi paylaşılmaz.
7. Paylaşımlar ölçülüp tartılarak yapılır. Ağzına gelen herşeyi konuşanlar gibi önüne gelen herşey paylaşılmaz. -
Hayvanlar ve Çocuklar
Sevgi, samimiyettir.
Sevmek,sevdiğine hizmet etmektir.
Seven,sevdiğine karşılıksız hediyeler veren ve ona hizmet edendir.Seven, sevdiğinden çıkar sağlamaz.
Seven, sevgi duyduğunun rahat etmesini kendi çıkarlarından üstün tutar.Eğer ki hayvanları seviyorsan çekeceğin bir kare için bir hayvanı yuvasında gezme güzergahında rahatsız etmezsin.
Eğer ki çocukları seviyorsan çocuğunu para kazanma vasıtası haline getirmezsin. -
Zamane Soruları
1.Hocam babet çorap caiz mi?2. Hocam su içsek oruç bozulur mu ?
3. Hocam, ilaç içmek için bir lokma ekmek yesek oruç bozulur mu?
4.Hocam, pikachuyu örnek almak caiz mi ?
5.Hocam, besmele çekerek yemek yiyebilir miyiz?
6.Hocam, camii hocalarının dedikodusunu yapmak caiz mi?
Güncellenmeye devam edecek,inşaallah.
-
Eleştiricilik Hastalığı
Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlarken çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koy” demiş. ” Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş. Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Fakat bu kez yanına ‘bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça’ koymasını söylemiş. Yanına da, insanlardan ‘beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden’ bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş: “İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde, onlardan müspet, yapıcı, olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.” • Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın. •