• Aslında Titanik’in kaptanı buzdağını gördü ve tam duracaktı ki arkadaki Türkler “sür abi sür bir şey olmaz” dedi.
    Kaptan : Kardeşim olay ciddi deyince
    Türkler :Şimdiye kadar bir şey olmadı. Bundan sonra da olmaz. Sen rahat ol.
    Sıkıntı yok dediler.
    Böylece olaylar birbirini takip etti.

  • BİM’den alışveriş yapan herkes fark etmiştir. Her market girişinde tek kapı bulunurken BİM’e girerken ardı ardına iki kapıdan geçerek marketin içine ulaşabiliyoruz. Peki bunun sebebini hiç merak ettiniz mi?
    Konu hakkında birden fazla iddia var. İlki ve en olası gibi gözükenle başlayalım.

    BİM’e ürün getiren tedarikçilerde bu iki kapıdan dışta olanının anahtarı bulunuyor. BİM gece geç saatlerde ya da sabah erken saatlerde kapalı olduğu anlarda malı indiren kamyoncular kapıyı açarak getirdikleri ürünleri buraya bırakıp gidiyorlar.

    BİM çalışanları marketi açtıklarında bu ürünleri iki kapı arasındaki bu korunaklı bölgeden alıyor ve market raflarına ya da depoya yerleştiriyor.

    Zekice.

    BİM’deki o esrarengiz iki kapı hakkındaki tek iddia bu değil.

    Diğer bir iddia ise iki kapı olmasının sebebinin içerideki sıcaklığı sabit tutmak için olduğu yönünde. Zira ilk ruhsat projesinde iki kapı arası sterilizasyon mekanizması kurulacağı planlanmış ancak sonra sterilizasyon iptal edilmiş. Ama BİM projeyi değiştirmek istemeyince iki kapılı giriş planını devam ettirmiş. Böylece dışarıdan gelen soğuk ya da sıcak havanın marketin içindeki sıcaklığı etkilenmemesi sağlanmış.

    Son iddia ise hırsızlığı engellemek için iki kapıda ısrar edilmesi. Marketten herhangi şey çalan hırsızın iki kapıdan hızlıca kaçması daha zor olacağı için iki kapı sistemi marketin yararına olan bir durum. Zira çıkışta kasa var, ancak girişte hırsızın kaçmasını engelleyecek bir güvenlik yok.

    Net bir cevabı olmasa da BİM’deki esrarengiz kapılar merak uyandırmaya devam edeceğe benziyor.

    Alıntı 

  • ‘’Baba bana muz alır mısın?’’ dedi. Adam sessizce ‘’Söz kızım para kalırsa bu hafta alacağım sana’’ deyip ilerledi, ama tam arkasındaki beni farketmedi. Pazarcı abiye dedim ki “Bu adam ile çocuğuna iyi bak. Şimdi 2 kilo muz tart.  Birazdan senin tezgahın önünden geçerse ve durup muz almazsa abi diye seslen. Sonra ona ” Hani geçen hafta bozuk yok diye para üstü verememiştim ya. İstersen muz vereyim, helâlleşelim” diyeceksin. O  baba çocuğun yanında rencide olmasın. Ama canı muz çekmiş, aklında kalmasın. Eğer böyle yaparsan hem sevaba girersin, hem de bereketlenirsin. Söz fazla fazla vereceğim, 10 kilo da ben alıp götüreceğim. Şimdi ben arka taraftan sizi seyredeceğim… Abi kızını diğer tarafa almış, geçiyor. Kızı muz tezgahını görmesin istiyor. Pazarcı abi tam da dediğimi yaptı. O küçük kız o poşeti babasına bırakmadı, kendisi taşıdı. Aslında babası anlamıştı. Pazarcı bir hayır yapmak için bu oyunu tasarlamıştır diye sanmıştı. Başı önde yürüdü gitti. Son bir defa dönüp sessizce gözleri ile teşekkür etti. Pazarcı abiye uzattım parayı almadı. Gözyaşlarını saklamak için arkasına bakmaktaydı. Birini mutlu etmek bu kadar kolaydı. Ama bütün mesele aynı zamanda da babayı utandırmamaktı. Çok şükür bu da kısmet oldu. İçimiz huzur ile doldu. Aslında 7,5 TL idi kilosu. Ama işte olmayınca olmuyordu. Ama en çok beni etkileyen bir tane yemek isteyen kızına ‘’Evde ye kızım, belki alamayan vardır; olur mu? ‘’ diyen baba oldu…(ALINTIDIR)

  •    Bittecrübe, madde asıl değil ki, vücud ona müsahhar kalsın ve tâbi’ olsun. Belki madde, bir mana ile kaimdir. İşte o mana, hayattır, ruhtur. Hem bilmüşahede madde, mahdum değil ki herşey ona irca’ edilsin. Belki hâdimdir, bir hakikatın tekemmülüne hizmet eder. O hakikat, hayattır. O hakikatın esası da ruhtur. Bilbedahe madde hâkim değil ki, ona müracaat edilsin, kemalât ondan istenilsin. Belki mahkûmdur, bir esasın hükmüne bakar, onun gösterdiği yollar ile hareket eder. İşte o esas; hayattır, ruhtur, şuurdur. Hem bizzarure madde lüb değil, esas değil, müstekar değil ki, işler ve kemalât ona takılsın, ona bina edilsin; belki yarılmağa, erimeğe, yırtılmağa müheyya bir kışırdır, bir kabuktur ve köpüktür ve bir surettir. Görülmüyor mu ki: Gözle görülmeyen hurdebînî bir hayvanın ne kadar keskin duyguları var ki, arkadaşının sesini işitir, rızkını görür, gayet hassas ve keskin hisleri vardır. Şu hal gösteriyor ki; maddenin küçülüp inceleşmesi nisbetinde âsâr-ı hayat tezayüd ediyor, nur-u ruh teşeddüd ediyor. Güya madde inceleştikçe, bizim maddiyatımızdan uzaklaştıkça ruh âlemine, hayat âlemine, şuur âlemine yaklaşıyor gibi hararet-i ruh, nur-u hayat daha şiddetli tecelli ediyor.
       İşte hiç mümkün müdür ki: Bu madde perdesinde bu kadar hayat ve şuur ve ruhun tereşşuhatı bulunsun; o perde altında olan âlem-i bâtın, zîruh ve zîşuurlarla dolu olmasın. Hiç mümkün müdür ki: Şu maddiyat ve âlem-i şehadetteki mananın ve ruhun ve hayatın ve hakikatın şu hadsiz tereşşuhatı ve lemaat ve semeratının menabii, yalnız maddeye ve maddenin hareketine irca’ edilip izah edilsin. Hâşâ ve kat’â ve aslâ! Bu hadsiz tereşşuhat ve lemaat gösteriyor ki: Şu âlem-i maddiyat ve şehadet ise, âlem-i melekût ve ervah üstünde serpilmiş tenteneli bir perdedir.
    Sözler – 509

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın