• Kardeşlik Paylaşım Ekonomisi: Türker’in Çatallı Yolu

    Kardeşlik

    Kardeşlik Paylaşım Ekonomisi: Türker’in Çatallı Yolu

    Türker, “dünya malı dünyada kalır” felsefesini sadece başkasının malı söz konusu olduğunda uygulayan bir hayat sanatçısıydı. Küçük kardeşi Mülayim ne zaman eve bir paket lahmacun söylese, Türker mutfakta biter, “Vay aslan kardeşim, hani bana? Biz kardeşiz, aramızda lahmacunun lafı mı olur?” diyerek paketin yarısına çökerdi.

    Ancak rüzgar tersine döndüğünde Türker bir anda bir tarihsel asabiye profesörüne dönüşürdü.

    Büyük Cips Krizi

    Bir akşam Türker, televizyon karşısında dev boy bir paket cips açmıştı. Mülayim yanına yaklaşıp tam bir tane uzanacakken, Türker paketi kucağına öyle bir çekti ki, sanırsınız içinde nükleer füze kodları var.

    “Hop! Ne yapıyorsun?” dedi Türker, gözlerini belerterek.

    Mülayim şaşkındı: “Abi, bir tane alacaktım alt tarafı. Dün benim dönerin yarısını ‘kardeş payı’ diye götürdün ya?”

    Türkker cipsinden gelen kıtırtılar eşliğinde, ağzı dolu dolu konuştu: “Bak Mülayimciğim, o konjonktür farklıydı. Orada senin cömertliğini test ettim, geçtin. Ama bu paket benim alın terimle, kendi mobil emeğimle kazandığım paralarla alındı. Bu benim şahsi mülkiyetim. Benim asabiyem yahu .Kim kendi hakkını başkasına verir .Olur mu öyle şey. Tarihsel Asabiyeden gelen hakkım bu benim!”

    Komik Durum: Ters Tepiş

    Ertesi gün Türker’in başına hiç beklemediği bir şey geldi. Arkadaşlarıyla büyük bir halı saha maçı organize etmişlerdi ama Türker’in kramponlarının tabanı maçtan hemen önce ayrıldı. Mülayim’in ise odasında gıcır gıcır, yeni aldığı kramponlar duruyordu.

    Türker, odanın kapısını “Kardeşlik” marşıyla açtı: “Canım kardeşim, biliyorsun biz bir elmanın iki yarısıyız. Şu kramponları ver de sahada fırtına gibi eseyim. Ne de olsa senin malın benim malım sayılır!”

    Mülayim istifini bozmadan koltuğuna yayıldı: “Ah abi, çok isterdim ama maalesef kramponlar şu an ‘tarihi mülkiyet’ statüsünde. Asabiyel haklarımı kullanıyorum. Paylaşım ekonomisine ara verdim.”

    Türker o akşam maça, babasının 42 numara eski kunduralarıyla gitmek zorunda kaldı. Maçın ortasında ayakkabının topuğu çıkınca, sahanın ortasında sekerek koşan bir “tarihi asabiye koruyucusu” olarak tarihe geçti. Arkadaşları ona “Topuklu Türker” lakabını takarken, o hala “Kardeşiz ama bu kundura benim değil!” diye bağırıyordu.


    English Summary

    The story depicts a hypocritical brother named Türker who eagerly shares his brother’s food under the guise of “brotherhood” but becomes a strict defender of private property when it comes to his own belongings. The irony peaks when he is forced to play a football match in his father’s old dress shoes because his brother refuses to lend him boots, mimicking Türker’s own selfish logic.https://mizahiler.blogspot.com/2026/01/kardeslik-paylasm-ekonomisi-turkerin.html


  • Stüdyonun ışıkları yandığında, analist Türker  Yılmazer’in kravatı, sanki Orta Doğu’daki tüm düğümleri tek başına çözecekmiş gibi sıkıydı. Karşısında oturan Dr. Gencay Aymaz ise gözlüğünü burnunun ucuna indirmiş, önündeki boş kağıda sanki gizli bir istihbarat raporuymuş gibi bakıyordu.

    Sunucu söze girdi: “Evet sayın seyirciler, bugün asgari ücretli bir vatandaşımızın markette yanlışlıkla siyah zeytin yerine yeşil zeytin almasını ve bunun küresel etkilerini konuşacağız. Türker Bey, sizce bu bir hata mı, yoksa bilinçaltı bir mesaj mı?”

    Türker Bey, parmaklarını birleştirip ekrana doğru hafifçe eğildi. Ses tonu, sanki nükleer kodları paylaşıyormuş gibi kısıktı:

    “Bakın, buradaki asıl mesele zeytinin rengi değil. Yeşil zeytin, doğası gereği hamlığı ve direnci temsil eder. Vatandaşın o kutuya uzanması, aslında radikal akımlara karşı verilmiş sessiz bir ‘ben henüz olgunlaşmadım ama dalımdan da kopmadım’ mesajıdır. Bu bir operasyonel tercihtir.”

    Dr. Gencay Aymaz hemen araya girdi, kalemiyle masaya vurdu:

    “Katılmıyorum! Yeşil zeytin, Akdeniz havzasındaki düşük yoğunluklu bir çatışmanın simgesidir. Eğer vatandaş çekirdeğini tabağın sağ tarafına koyduysa, bu açıkça Küreselcilere  bir selamdır. Çekirdek, atomun çekirdeğidir Türker Bey! Vatandaş burada ‘küreselcilere’ bir göz kırpıyor.”

    Stüdyoda bir sessizlik oldu. Reji arkadan gerilim müziği vermeye başladı. Türker Bey terini sildi ve o meşhur, hiçbir anlam ifade etmeyen ama kulağa çok havalı gelen cümlesini kurdu:

    “Gencay Bey, siz sahayı okuyamıyorsunuz. Eğer o zeytin biberli yeşil zeytinse, bu hibrit bir savaş ilanıdır!”

    O sırada stüdyonun kapısı açıldı ve çaycı Kemal içeri girdi. “Beyler, zeytin bitmiş, kantinci yanlışlıkla yeşilden yollamış, ‘idare etsinler’ dedi.”

    Gencay Bey istifini bozmadan kameraya döndü: “İşte görüyorsunuz… ‘İdare etme’ doktrini. Küresel güçlerin en sevdiği belirsizlik stratejisi. Kemal Efendi farkında olmadan büyük resmi servis etti.”

    English Summary
    The story satirizes TV pundits who over-analyze mundane daily events with exaggerated gravity. In this case, two “experts” interpret a citizen accidentally buying green olives instead of black ones as a “geopolitical maneuver” and a “symbol of hybrid warfare,” illustrating how disconnected these media personalities can be from reality while trying to sound profound.

  • Yazılımcı Kerem

    Nişanlılık Portföyünde Manipülasyon: İlişki Borcu Hesaplayıcı ile Hayatta Kalma Rehberi

    Gündüzleri bir finans kuruluşu için Borsa Getiri ve Temettü Hesaplayıcı algoritmaları kodlayan Kerem, geceleri ise nişanlısı Selin’in bitmek bilmeyen “duygusal yatırım” talepleriyle boğuşan bir yazılımcıydı. Bir gece, uykusuzluğun ve içtiği dördüncü kahvenin etkisiyle, borsadaki kâr-zarar kodlarını kopyalayıp calculateEngagementROI() (Nişanlılık Yatırım Getirisi) fonksiyonuna dönüştürdü. Amacı basitti: Bu ilişkide kim, kime, ne kadar borçluydu?

    Sistem Başlatılıyor: Ayı Piyasasında Nişanlılık

    Selin ertesi gün eve geldiğinde Kerem’i üç dev monitörün karşısında, gözleri kanlanmış bir halde buldu. Ekranlarda yeşil ve kırmızı mum grafikler uçuşuyordu.

    “Kerem, annemle konuştun mu? Salon perdesi için ek bütçe lazım, taksitleri ayarlamamız gerekiyor,” dedi Selin, elindeki “Acil Alınacaklar” listesini sallayarak.

    Kerem, ekrandaki düşüş grafiğini işaret ederek soğukkanlılıkla cevap verdi: “Selin, şu an perde piyasasına ağır bir ayı piyasası hakim. Kayınvalide ile dün yaptığın 15 dakikalık telefon görüşmesi, portföyümüzde %5’lik bir değer kaybına yol açtı. Ayrıca senin dün akşam attığın o ‘peki’ mesajı var ya… O piyasada ‘kısa devre’ (circuit breaker) yaptı. İlişki işlemlerini geçici olarak durdurdum, volatilite çok yüksek.”

    Görüldü Mesajının Piyasa Değeri ve Temettü Borcu

    Selin şaşkınlıktan elindeki listeyi düşürdü. “Ne işlemi Kerem? Ne diyorsun sen? Alt tarafı bir perde alacağız!”

    Kerem ciddi bir tavırla orta monitörü Selin’e çevirdi: “Bak, bu yazdığım yeni algoritma. Her şey borsa mantığıyla çalışıyor. Senin bana olan ‘ilgi getirin’ son çeyrekte beklentilerin %20 altında kaldı. Son üç haftada bana toplamda 42 tane ‘tamam’ mesajı atmışsın. Finans literatüründe biz buna ‘hissede baskılanma’ diyoruz Selin. Piyasa şu an senin bu soğuk triplerini fiyatlıyor. Eğer bu akşam bana bir temettü (yani tercihen bol tereyağlı bir iskender veya en az bir saatlik kesintisiz ilgi) ödemesi yapmazsan, nişanlılık hisselerimiz taban yapacak, düğün fonunu likide etmek zorunda kalacağım.”

    Selin kaşlarını çattı, kollarını kavuşturdu. “Peki bay ekonomist! Benim geçen hafta senin o bitmek bilmeyen halı saha maçını izlememin, o soğukta ‘helal be’ diye bağırmamın hisse değeri ne? Onu da hesapladı mı o üstün zekan?”

    Kerem hemen klavyeye sarıldı, hummalı bir şekilde kod satırları arasında gezindi. “Hımm… MatchDayAsset_LongTerm değişkeni… Ooo, bak bu büyük bir ‘bedelsiz sermaye artırımı’ statüsündeymiş. 90 dakika artı uzatmalar… Bu senin geçen ayki tüm ‘görüldü’ zararlarını kapatıyor, üstüne sana 5 tane ‘istediğin mağazayı sorgusuz sualsiz gezme’ opsiyonu tanımlıyor. Portföy an itibariyle yemyeşil!”

    Final: İflas Erteleme ve Sistem Reboot

    Akşam yemeği sırasında gerginlik tırmanmaya devam etti. Selin, “Tuzluğu uzatır mısın?” dediğinde Kerem; “Bu işlem için öncelikle gün içinde Instagram’a attığım fotoğrafa yaptığın yorumun ‘beğeni’ hacmine bakmam lazım. Eğer işlem hacmi günlük ortalamanın altındaysa, tuzluk talebin ‘reddedilen emir’ statüsüne düşer. Tuzluğu almak istiyorsan elindeki ‘trip’ hisselerini acilen elden çıkarman lazım,” deyince ipler koptu.

    Selin masadan kalktı ve bağırdı: “Kerem! Burası bir nişanlılık müessesesi, Wall Street değil! Eğer bu algoritma yarın sabah silinmezse, bizim düğün tarihi iflas açıklayacak. Ben de bütün yatırımımı çekip masadan kalkacağım, git o monitörlerinle evlen!”

    Kerem bir an durdu, boş tuzluğa ve monitörlere baktı. Derin bir nefes alıp bilgisayarın fişini çekti. “Haklısın Selin. Piyasa verileri an itibariyle ‘Panik satışı’ sinyali veriyor. Acil bir çiçek alımı ve ‘sen haklısın’ beyanıyla güven tazelemezsem sistem tamamen çökecek. Algoritma kapandı, hadi gel dışarıda yemek yiyelim.”

    Editörün Notu: Kerem o gece algoritmayı sildi ama hala gizli bir Excel tablosunda Selin’in “trip faizlerini” takip ettiği söyleniyor.

  • Anadolulu İrfan’ın Mübarek İkramiyesi

    Yılbaşı İkramiyesi

    Bizim İrfan, mahallede “Her Şeye Bir Kılıf İrfan” olarak bilinirdi. Kendine has bir “irfanı” vardı; işine gelmeyen her şeye haram , işine gelen her şeyi ise “kesin caiz” kategorisine sokardı. Özellikle de söz konusu Milli Piyango ve şans oyunları olduğunda, İrfan’ın içindeki o gizli “Mübarek İrfan” uyanıverirdi.

    Bir akşam kahvede otururken, cebinden çıkardığı çeyrek bileti masaya, sanki kutsal bir emanetmiş gibi bıraktı. Kahveci Pala Nuri kaşlarını çatarak sordu: — “Yahu İrfan, hani sen geçen hafta şans oyunları için ‘aklın ve emeğin olmadığı yerde bereket olmaz’ diyordun? Ne iş bu bilet?”

    İrfan, bıyığını burarak cevap verdi: — “Nuri kardeşim, o dediğim ‘kumar’ içindi. Bu başka. Bu, devletin vatandaşıyla girdiği bir tür ‘karşılıklı hediyeleşme’ merasimi. Hem ben niyetimi ettim; çıkarsa mahalledeki caminin musluklarını değiştireceğim, kalanla da Hollanda’ya gidip  Türbelere adak adamanın binbir faydasını araştıracağım. Yani olay tamamen niyet meselesi!”

    Çelişkiler Yumağı

    İrfan’ın komik durumu, yılbaşı gecesi çekiliş küresi dönmeye başladığında zirveye ulaştı. Televizyonun karşısında bir yandan “İnşaalah şu numaralar benimkiyle eşleşir” diye kendinden geçmişçesibe dualar ediyor, bir yandan da numara tutmayınca “Kaderin de bir mizah anlayışı var canım” diye hayıflanıyordu.

    Eşi Nazike yanına gelip, “Bey, hani sen dinden, diyanetten bahsederken kumar haram diyordun? Şimdi bilet çıkmayınca mı ‘İlahi adalet mi oldu?” diye sorunca İrfan iyice köşeye sıkıştı.

    — “Hanım, sen anlamazsın. Ben orada aslında toplumsal bir deney yapıyordum. Eğer çıksaydı, paranın insan ruhundaki ‘yozlaştırıcı etkisini’ bizzat yaşayarak gözlemleyecektim. Çıkmadı, demek ki Allah beni bu ağır yükten korudu. Yani bir nevi ‘ilahi bir  nimet’ bu!”

    Büyük Final

    Ertesi gün İrfan’ın biletine “teselli ikramiyesi” vurduğu anlaşıldı. İrfan, parayı almaya giderken yolda karşılaştığı arkadaşlarına durumu şöyle açıkladı: — “Bakın beyler, tam çıkmadı çünkü Allah benim tam anlamıyla bozulmamı istemedi. Ama azıcık çıktı ki, ‘İrfan kulum, azıcık keyfine bak ama dinini de unutma’ dedi. Bu para haram değil, olsa olsa ‘ilahi bir harçlık’!”

    İrfan o parayla gitti, mahalledeki  yediği içtiğinin ayrı gitmediği ateist arkadaşı Cemil’e yemek ısmarladı. Yemekte “Cemil bak, bu yemek hem tesadüf eseri oluştu hem de benim niyetimle masaya geldi. Şimdi biz burada hangi kanuna tabiyiz?” diye sorarak ne kadar doğru bir müslüman olduğunu da göstermiş oldu.

  • Dünyayı isteyen çalışsın; ahireti isteyen ise sabretsin.

  • Her sabah, yazılmamış bir sayfa gibidir; onu en güzel salih ame km güzel işler hikayenle doldur. Ya Fettah Ya Rezzak Bize bugünün hayır ve bereket kapılarını aç

  • Şenol Abi






    Trafik Radar Arabası Taklidi Yapan Vatandaş – Komik Öykü

    Trafik Radar Arabası Taklidi Yapan Vatandaş – Komik Bir Şehir Efsanesi

    Şehrin en ince sokaklarında bile trafik radar arabası görmek mümkün hale gelince, vatandaşlar da yeni çözümler üretmeye başladı. Ama içlerinden biri, bu işi başka bir seviyeye taşıdı: Mahallenin herkesçe tanınan, aşırı meraklı ve hafifçe çılgın karakteri Şenol Abi.

    Şenol Abi’nin Dahiyane (!) Fikri

    Bir sabah, elinde süpürge sapı, arkasında yanıp sönen bozuk bisiklet lambasıyla ortaya çıktı. Komşular önce ne olduğunu anlamadı. Şenol Abi ise kendinden emin bir şekilde:

    “Bu mahallede artık hız yapanı yakarım! Ben yeni nesil mobil radar sistemiyim!”

    Tabii kimse onu ciddiye almadı… ta ki efsanevi “radar arabası taklidi” performansı başlayana kadar.

    Operasyon: Sözde Radar Devriyesi

    Şenol Abi, beyaz renkteki eski Tofaş’ının üzerine bir adet oyuncak döner lamba yerleştirdi. Sonra da ön torpile büyükçe bir çiçek vazosu koydu. Çünkü kendisine göre bu vazo:

    “Uzaktan bakınca kameralı radar cihazına benziyor!”

    Düşünün: Beyaz Tofaş, üzerinde oyuncak lamba, içinde çiçek vazosu… ama uzaktan birazcık, çok hafif, çok çok hafif benziyor! Mahalleli ise olanları görünce gülmekten yerlere yattı.

    Sürücülerin Panik Anları

    Her şey bir anda değişti. Sokaktan geçen sürücüler, Tofaş’ı uzaktan görünce ani fren yapıyor, hatta bazıları hız sınırı 50 iken 20’ye düşüyordu.

    Bir motosikletli genç, yanından geçerken arkadaşına şöyle dedi:

    “Kanka, yeni radar sistemi gelmiş! Çok gizliymiş, çiçekliymiş galiba…”

    Şenol Abi ise bu etkiyi görünce iyice havaya girdi. Arabadan dışarı seslendi:

    “Dikkat! Görüntülü hız ölçümü yapıyorum, çiçekli model bu!”

    Gerçeğin Ortaya Çıkışı

    Olay o kadar büyüdü ki, gerçek trafik ekipleri bile merak edip mahalleye geldi. Durumu görünce hem şaşırdılar hem kahkahaya boğuldular. Devlet memurlarının biri şöyle dedi:

    “Abi, bizde bile çiçekli radar yok. Sen hangi modelsin?”

    Sonunda Şenol Abi’ye ceza yazılmadı, çünkü kimse onun kötü bir niyetle bunu yaptığını düşünmedi. Tamamen mizah kokan amatör bir performanstı. Ama ekiplerden biri gülerek şöyle uyardı:

    “Şenol Abi, radar taklidi yasak değil ama çiçekli radar sistemi resmi değil.”

    Sonuç: Mahallenin Yeni Efsanesi

    Bu olaydan sonra Şenol Abi, mahallenin “mobil çiçekli radar mucidi” olarak ün kazandı. Hatta mahalleli, onun Tofaş’ını görünce hâlâ refleks olarak yavaşlamayı ihmal etmiyor.

    Ve böylece, Türkiye tarihinin en komik ve en düşük bütçeli trafik radar arabası taklidi hikâyesi şehir efsaneleri arasındaki yerini aldı.



  • Savaş Tehditleriyle Gelen Barış: Trump’ın Nobel Ödülü Macerası | Mizah & Siyaset

    👑 Savaş Tehditleriyle Gelen Barış: Trump’ın Nobel Ödülü Macerası

    Dünyanın en büyük (ve en gürültülü) barış aşığı! Donald Trump, Nobel Barış Ödülü’nü kazanmanın en hızlı yolunu buldu: Herkesi tehdit etmek! İşte Oval Ofis’ten Norveç’e uzanan komik öykü…


    🔥 Bölüm 1: Barışın En Büyük Hayranı ve Stratejik Tehditler

    Birinci yılın sonlarına doğru, Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde, okyanusların ötesinden gelen diplomatik gerginlikleri bir kenara bırakan bir karar verildi: Donald J. Trump, Nobel Barış Ödülü’nü hak ediyordu.

    Başkan Trump, altın kaplama masasının başında oturuyordu. Bir elinde son derece tehditkâr bir tweet taslağı (“…ve eğer bir daha nükleer balistik füze fırlatırsanız, O BARDAK SÜTÜNÜZÜ İÇMEYECEĞİNİZİ garanti ederim!”), diğer eliyle de telefonundaki Nobel Komitesi’nin adresini tekrar kontrol ediyordu.

    “Bu bir utanç. Benim masamdaki savaş tehditleri, dünyanın gördüğü en iyi savaş tehditleridir! İnsanları o kadar korkutuyorlar ki, barış yapmaktan başka çareleri kalmıyor! Bu, stratejik barış yapımıdır!”

    Danışmanı Kellyanne, elinde Norveç’ten gelen bir notla içeri girdi. Notta, “Ateş ve Öfke” yerine, “Papatyalar ve Diplomasi” içerikli bir şiir yayınlanmasının sürece yardımcı olabileceği yazıyordu.

    🕊️ Bölüm 2: En İyi İltifatlarla Barış Planı

    Trump, geleneksel diplomasiyi reddetti. Silahsızlanma anlaşmaları çok sıkıcıydı ve çok zaman alıyordu. O, her zamanki gibi, **en iyi, en hızlı ve en görkemli** çözümü buldu.

    📌 Başkan Trump’ın Büyük Barış Planı:

    • Bütün düşman liderleri Beyaz Saray’a davet et.
    • Onlara dünyanın en güzel, en büyük ve en iyi iltifatlarını et.
    • Onlar da birbirlerine iltifat etsinler.
    • Barış! (Garanti!)

    Plan uygulanmaya başlandı. Sonuçta, bu durum dünya liderlerini, Trump’ın “büyük, büyük duvar projesinin ne kadar lojistik açıdan iddialı” olduğunu söylemek zorunda bırakan komik videolara dönüştü.

    🏆 Bölüm 3: Ödül Fiyaskosu ve Keçiler

    Ancak, Norveç’ten gelen son e-posta, Trump’ın barış hayallerini suya düşürdü:

    *Sayın Başkan Trump, size geçen yılki adaylık formunuzun altına yazdığınız notu hatırlatmak isteriz: ‘Eğer bana Barış Ödülü’nü vermezseniz, Barış’ın ne olduğunu unuttururum!‘ Bu not, maalesef, barışçıl diplomasi kategorisine tam olarak uymamaktadır. Lütfen bir dahaki sefere sadece ‘Lütfen’ yazın.*

    Trump sinirle telefonunu fırlattı. Ödülü, barış içinde bir köyde sadece **keçi besleyen** sessiz bir çiftçiye verdiler. Bu adaletsizliğe cevabı ise meşhur platformunda geldi:

    @RealDonaldTrump: O çiftçinin keçileri bile benden korkuyor. BARIŞI BEN GETİRDİM! NOBEL KOMİTESİ BİR FİYASKO. EN KÖTÜ KOMİTEDİR! #BarışınEnBüyüğü #StratejikBarış

    Sonuç: Nobel Barış Ödülü’nü alamadı, ama Tehdit Yoluyla Barış Ödülü‘nü kesinlikle kazandı!


    Bu gönderi tamamen mizah amaçlıdır. Siyasete gülmek için buradayız!

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın