Yazar: Sami Aksoy

  • Balıkçı ve Yanan Kulübesi

    Soğuk bir kış sabahı sahildeki küçük bir köyden bir balıkçı
    filosu denize açıldı.
    Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu. Gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti.
    Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer
    ellerini açıp, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Tanrı’ya
    yakararak kıyıda dolaştılar.
    Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın
    çıktı.. Hiçbir şeyi kurtarmak mümkün olmadı.
    Gün ışırken, herkes sevinçle balıkçı teknelerinin tümünün
    sapasağlam limana döndüğünü gördü..
    Kıyıda ağlayan tek kişi vardı. Yangında evi kül olan kadın..
    Kocası karaya çıkarken “Mahvolduk! Evimiz, içindeki her şeyle birlikte
    yangında kül oldu” diye haykırdı.
    Adam karısına sarıldı.. “O yangına şükürler olsun! Gecenin
    zifiri karanlığında, o müthiş fırtınada, dağ gibi dalgalar arasında, Yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler, yolumuzu bulduk ve Tümümüz sağ salimen dönebildik.”
    Ayet ne diyor;
    “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.. ALLAH bilir siz bilemezsiniz..
    “[ Bakara / 216 ]
  • BENLİ FIKRA

     Bir gurup insan uçakta yolculuk ediyormuş.
     Pilot gelip yolculara “Uçak düşüyor..” demiş. 
    Uçakta bir paraşüt eksikmiş. 
    Adamın biri: – “Ben falanca finans`ın başkanıyım, yaşamalıyım..” deyip, paraşütün birini alıp atlamış. Başka bir adam: – “O oranın`nın başkanıysa, bende Filanca İnvestment`nın başkanıyım..” deyip, o da atlamış. 
    Adamın biride: – “Ben de dünyanın en zeki yatırımcısıyım..” demiş, o da atlamış. 
    Uçakta en son sadece bir yaşlı bir de genç adam kalmış. 
    Yaşlı adam: – “Oğlum benim ayağımın biri çukurda sen atla..”
     Genç adam: – “Amca ikimizde kurtulacağız..” 
    Yaşlı adam: – “Nasıl olacak bu?..”
     Genç adam: – “Hani o ben dünyanın en zeki yatırımcısıyım diyerek atlayan adam vardı ya, o benim sırt çantamı alıp atladı!..” 
    Mütevazi olmak ve sakin kalmak galiba bazen en doğru seçenektir….
  • Anlam Kayması

    Babaların gölgesi olur.
    Onların dağlar gibi koruyuculuğu olur.
    Her çocuk için babası boyu 1.40 olsa bile Himalayalar gibi devasa ve yıkılmazdır.
    Babaların bilgeliği olur.
    Dirayeti olur, feraseti olur.
    Karizması olur.
    Hayatta kazandığı tecrübelerle eşsiz yol göstericiliği  olur.

    Anaların ise sevgi dolu kucağı olur.
    Ana hayatın acıları karşısında kaçılan bir sığınaktır.
    Analar çocuklarının ve çocuğu gibi gördüklerinin dertlerini  biriktiren sağaltan azaltan bir yığınaktır.
    Anaların şefkati olur.
    Anaların  gözlerinin  acılardan  dertlerden  dolması vardır.
    Ana, kaybedildiğinde insanın büyük bir uçuruma düşer gibi olduğu yardır.

    İnsanın kendi anlam ve his dünyasında herşeyi doğru yere koyması gerekir. Bir babadan bir ananın rolü beklenemeyeceği gibi  bir anadan da  bir babanın rolü ve kimliği beklenemez.
    İşte bunun için anaların değil ” babaların ”  gölgesi yeter.

  • NOSTRADAMUSUN YALANLARI VE GERÇEK YÜZÜ

    Soru Detayı
    – Gayb ile ilgili yazınızı okudum; iki çeşit gayb olduğunu yazmışsınız. Gelecekte olan olayları sadece Allah’ın bileceğini de biliyorum. Benim aklıma takılan ise bazı insanlar Nostradamus isimli adamın kehanetini savunuyorlar. Ben de okudum, bu adamın geleceğe dair bu kadar fikri olması, yani 1500’lü yıllarda yaşamış olan bu zatın, bu kadar geleceğe dair yorumları bana ilginç geldi.
    – Bu adam nasıl olur da geleceğe dair bu kadar bilgi sahibidir?

    CEVAP:

    Değerli kardeşimiz,

    İslâm anlayışına göre varlık âlemine ait üç temel kitap vardır.

    Birincisi, her şeyin takdir edilerek ilim diliyle yazıldığı kader veya levh-i mahfuz denilen İmam-ı Mübin’dir.

    İkincisi, her şeyin irade, kudret ve hikmetle yaratıldığı ve haricî varlık seviyesine çıkarıldığı kâinatı ifade eden Kitab-ı Mübin’dir.

    Üçüncüsü ise, insanın hayatı mânâlandırabilmesi, varoluşun sırlarını çözebilmesi için ona rehber olarak gönderilen ve diğer iki kitabın tefsiri olan Kur’ân-ı Kerim’dir. Bu kitapların tanıtıcısı ve öğretmenleri ise, peygamberler, onların yolundan giden veli ve âlimlerdir.

    “Bilmek” küllî bir kavram olup, haber vermek, tahmin etmek, modellemek, eşyanın iç yüzüne vâkıf olmak gibi alt dallara ayrılır. Bilmek, haber vermek ve tahmin etmek arasında ciddi bağlantılar olmasına karşılık, bunlar aynı şeyler değildir. Bilmenin söz konusu olduğu varlık boyutları, bilinebilir olanlar, bilinemez olanlar şeklinde ikiye ayrıldığında, gayb (bilinemez) âlemleri ve gelecek konusunda bilgi edinmede insanın sahip olduğu donanımların, ne derece güvenilir olduğu sorusu akla gelmektedir.

    İnsanın fıtraten kullanma istidadına sahip kılındığı bilme yolları arasında, akıl, rüya (duru rüya, şuuraltı rüya ve geleceğe ait işaretlerin verildiği rüya), hayal âlemine düşen mânâlar (sûnuhat, tulûat), sezgi (altıncı his), tevatür, ilham, vahiy, gözlem, deney, ruhanilerle ve farklı boyuttaki varlıklarla iletişim yer alır. Bu bilme vasıtaları, farklı varlık seviyelerindeki farklı âlemlerden bilgi toplamada kullanılır. Haricî vücut giymiş varlıklar, zamanın bugünkü diliminde gözlenebilirken; ilmî vücut seviyesindeki varlıklar, gelecekte haricî vücut giyeceklerinden, onların şimdiki zamanda bilinmesi, hatalı bir yaklaşımla, “gelecekten haber verme” olarak tarif edilir.

    Gelecekten haber verme noktasında konuşan üç farklı zümre vardır.

    Birincisi, peygamberler, Allah dostları diyebileceğimiz veliler; ikincisi, belli modellere dayalı olarak kâinattaki düzen ve intizamın periyodik ve ritmik işleyişinden yola çıkarak, geleceğe dâir tahminlerde bulunan ve haber veren bilim insanları ve araştırmacılar (genetik bilimciler, meteorologlar, sismologlar); üçüncüsü ise, büyücüler, medyumlar, astrologlar, falcılar, ayrıca cin ve ifritlerle temasa geçebilme kabiliyeti olan kâhinlerdir.

    Veliler, kâhin değildir!

    Allah, gönderdiği peygamberlerini insanlara tasdik ettirmek için, onlara gelecekle ilgili bazı hâdiseleri bildirmiştir. Kur’an ve Peygamberimiz (asm) yoluyla bize ulaşan mu’cizeler, net, berrak ve doğrudur. Bu yüzden mu’cize ile kehaneti, peygamber ile de kâhini birbirine karıştırmamak lâzımdır. Cenab-ı Hakk’ın bildirmesiyle, peygamber ve veliler gelecekle ilgili haberler verebilirler. Veliler, keşfetmelerine müsaade edilen gelecekle ilgili bilgileri örtülü biçimde ve sembolik ifadelerle anlatma yolunu tercih etmişlerdir.

    Peygamber Efendimiz (asm)’den sonra peygamberlik ve vahiy yolu kapandığı için, gelecekte vuku bulacak bazı hâdiseler, yine ilâhî kaynaklı olmak üzere, ya rüya ya da ilham yoluyla veya veliler tarafından dile getirilmektedir. Bu yolun dışında bulunan kâhinler de benzer iddialarda bulunmaktadır. İlham ile hiçbir alâkası olmayan, ilâhî vâridata kapalı bu insanların, haber kaynakları, Rahmanî değil, şeytanî sezgilerdir. Onlar ayrıca bu işi meslek edinmişlerdir. Zaten haber kaynakları olan şeytanlar, kulak hırsızlığı ile bir şeyler kapıp yalan-yanlış şeylerle yaldızlayarak onlara aktarmaktadır.

    Nostradamus’un gerçek yüzü

    Nostradamus’a, XVI. yüzyılda yaşamış bir astrolog kahin, müneccim ya da falcı diyebiliriz. Savunucularından Charles Ward’ın deyimiyle “gelecek kötülüklerden” bahsediyor.

    Bu konuda ciddi araştırmaları ile tanınan Eric Russel, bir kehanetten bahseder ki şöyle: Avrupalı astrologlar, müstakbel bir su baskınından haber verirler ve “Gezegenler balık burcunda biraraya geldiği zaman, su dünyayı istila edecek.” derler. Herkes korkmaya başlar. Bazı kimseler, güya baskından kurtulmak için kayıklar satın alırlar. Belirtilen zaman gelir, ama baskın falan olmaz fakat ne yazık ki, zaman süngeri bu aşikar yalanı da siler ve unutturur. Daha sonra, astronomi alimleri bu konuyu ele alıp incelerler; “gezegenlerin balık burcunda biraraya geleceği” sözünün ilmen mümkün olmadığı kararına varırlar.

    Nostradamus gibilerin en iyi dostu, yalanlarını unutturan zamandır… Örneğin, falan tarihte filan adam öldürülecek, derler. Adam gerçekten öldürülürse, bu iyi bir reklam olur. Olay gerçekleşmediği takdirde, bu yalan kısa sürede unutulur, gider.

    Nostradamus’un 946 kehanetinden ancak 70 tanesi bir bakıma gerçekleşmiş durumdadır ve buradaki başarı oranı yüzde yedidir. Bunların da büyük bir çoğunluğu hemen herkesin yapabileceği, gerçekleşmesi olası tahminlerdir. Nostradamus, kehanetlerinde “mukaddes yazıları rehber tutup, astronomik hesaplarla sonuca gittiğini” itiraf etmektedir. Konuyu araştırdığımız zaman ise, onun, “Muhyiddin-i Arabi’nin eserlerinden de bazı haberleri aşırdığını görüyoruz.” O büyük velinin, geleceğe ilişkin çeşitli işaretlerini kendi kafasına göre yorumlayarak düzmeceler ortaya çıkarmıştır.

    Charles Ward onun hakkında şöyle der: “Bilmecelerle konuşan biridir. Sathi bir Hristiyan, samimi bir putperesttir. Önceden yanacağını haber verdiği Pouzin şehrini kendisi yakmıştır!”

    Nostradamus belirsiz, çift manalı ve her yoruma açık sözler söylemekte ustadır. İşte Bernard Capp’ın tespiti: “O, sözlerini dramatik bir belirsizliğe büründürmekte mahirdi. Bu yüzden de kehanetleri çağımıza kadar canlı (!) kaldı.”

    Meşhur araştırmacılardan James Laver’in ifadeleri çok daha ilginçtir: “Yazıları, şiir ve edebiyat kaidelerine uymaz; düzensiz, uydurulmuş kelimelerle dolu birer laf yığınıdır. Şiirlerinden doğru dürüst bir mana çıkarmak mümkün değildir.”

    Kısacası; Nostradamus, bazı çevrelerce kasıtlı olarak şişirilmiş bir şarlatandır… İşin garip tarafı, Allah, ahiret ve kader gibi belirgin gerçeklere inanmakta güçlük çeken maddeci kafaların, bu fırsatçıların saçma sapan sözlerine ilgi duymaları, hatta inanmalarıdır…

    Velâyet hakikatine bir misâl: Müştak Dede

    1759’da Bitlis’te doğan Müştak Dede’nin asıl ismi, Peygamber Efendimiz (asm)’in ismine hürmeten konmuş olan Muhammed Mustafa’dır. Kendisi medrese tahsili görmüş, daha sonra Şems-i Bitlisî’nin yanında tahsiline devam etmiştir. Ayrıca Hacı Hasan Şirvânî’nin yanında da eğitim görüp mutasavvıf bir şâir olarak yetişen Müştak Dede, sürekli seyahatler etmiştir. 1847’de basılan divanında, rumuz ve işaretler vardır. Gerçek bir veli ve sûfî olan Müştak Dede’nin divanından Ankara’nın başşehir olacağına dâir şiir, olmuş olacak her şeyin Allah’ın katında ilim nev’inden yazıldığına (kaderin varlığına) açık bir delildir.

    Müştak Dede’nin divanı, Allah’ın velilerin kalbine ve zihinlerine değişik vasıtalarla (sünuhat, tüluat, sezgi, ilham, altıncı his, rüya vb) ulaştırdığı kaderî plânda ilmî varlıkları olan, ama haricî varlık elbisesi giymemiş geleceğe dâir hâdiseleri istediği takdirde, izin verdiği ölçülerde ulaştırdığına dâir binlerce misalden biridir. Müştak Dede’nin geleceğe dâir haberleri, Nostradamus’un haberleriyle kıyaslanmayacak kadar açık ve nettir.

    Meselâ Müştak Dede, daha başşehir olmadan yüz sene önce, hiç yoruma gerek kalmadan, üsûlüne uygun olarak, ama ehlinin anlayacağı şekilde Ankara’nın, İstanbul gibi başşehir olacağını haber vermiştir. Bu şiir, İstanbul’da Takvim hâne-i Âmire’de, Hicri 1268 senesinde taş basma olarak basılan divanın 29. sayfasında mevcuttur:

    1. Me’vâ-yı nâzenîne ki(m) “Elf” olursa “Efser” Elif=A
    2. Lâbût olur o me’vâ İslambol ile hemser
    3. “Nun ve Kalem” başından alınsa “Nun”u Yunus, Nun=N
    4. Aldıkça harf-i diğer olur bu remz azhar.
    5. Miftah-ı Sûre-i Kaf serhadd-i Kaf tâ “Kaf” Kaf=K
    6. Munzam olunmak ister “Ra”yı Resul-i Peygamber Ra=R
    7. Hâ-yı hû ile âhir maksud oldu zâhir Hû=H
    8. Beyt-i Veliyyu’l-Ekrem Elhâc Abd-i Ekber
    9. Ey Pâdişah-ı Fahham Sultan Hacı Bayram
    10. Ruhundan ister ikram Müştak-ı abd-i çâker.
    * Bu şiirin 1, 3, 5, 6 ve 7. mısraları “elif”, “nun”, “kaf”, “ra” ve “he” ile, yani aslî harflerle Osmanlıca yazılışa uygun olarak Ankara’yı,

    * İkinci mısra, rumuzlu olarak haber verilen bu şehrin başşehir olacağını,

    * Yedinci mısra, bu oluşun “Hâ-yı hû” ile yani İstiklâl Savaşı’na işaretle, gürültü ve patırtı ile vuku bulacağını,

    * Birinci mısra, bunun ebced hesabı ile 341 tutan Efser’e “Elf” yani bin ilâve olunmak suretiyle 1341’de vukua geleceğini göstermektedir.

    * İkinci mısrada İstanbul ile hemser = başabaş olacağı bildirilen şehrin Ankara olduğu, birinci mısradaki “Me’vâ-yı nâzenin” kelimeleriyle 8 ve 9. mısralardaki ifadelerle de açıklanmış bulunmaktadır. Zîrâ Bayram Veli’nin türbesi Ankara’dadır.

    Hakikaten ‘Düstur’un 5. cildinin, 381. sayfasında Ankara’nın başşehir olarak kabulüne dâir 27 sayılı umûmî heyet kararı 13.10.1339 Rumî tarihi taşımakta. Bu tarih ise, Hicri 1341 senesine tekabul etmektedir.

    Aslında 3. beytteki “Nun ve kalem… başından alınsa “Nun”u Yusuf”, ifadesinde Yunus Emre gibi dervişlerin başlarına koydukları “Nûn”ların da daha sonra Tekkelerin kapanmasıyla başlarından alınacağına, o kıyafetlerin de kaldırılacağına bir işaret vardır.

    Fakat Müştak Dede bir kâhin değil; bir velidir. Büyücülükle de asla alâkası yoktur.

    Selam ve dua ile…

    Sorularla İslamiyet”

  • ESPRİNİN TÜKENİŞİ

              Hayat, insanlar eğlenebilsin diye Allah tarafından içinde sayısı  güldürüsü çok fazla olacak şekilde yaratılmıştır. İyi bir komedyen insanları eğlendirmek ve gülümsetmek için bunları kullanır ve istediği başarıyı elde eder.
            Komedyenin başarısızı ise insanları anlık olarak güldüren sonrasındaysa iğrendiren ahlak dışı işleri anlatmaya ya da küfür etmeye yönelerek işini yapmağa  çalışır. 
              İşte bu an, esprinin tükenişi ve komedyenin bitişinin gerçekleştiği zamandır. Bakın Türkiye de komedi işini ahlaksız ve küfür konuşmalara kaydıranların hangisi ayakta kalabildi! Oysa Güldür Güldür ekibi genelde bu yola sapmadığı için şu anda ülkemizde bu alanın bir numarası haline gelmiş durumda değil mi ?
  • Doğru ve Yanlış

    Herkes doğru ise bu yanlış kim ?
    Sözlere bakınca her insan  en doğru ve en iyi insan. Öyle ise bu yanlış işleri yapanlar kimler ?
    Konuşmalara sosyal medya paylaşımlarına  göre bir karar verilirse insanlık ahlak konusunda hiçbir zaman olmadığı kadar yüksek bir seviyeye  ulaşmış halde. Böyle ise bu oluk oluk akan ahlaksızlıklar kimlerden çıkıyor ?

    Doğru tek midir çift midir ?
    Doğru çift bile değil aslında çoğul mudur ?

  • Okumak ve seyretmek

             İyi bir sinema filmi okumayı on tane kitap seyretmeye tercih ederim. Zira öyle film var ki seyretmekle kalmayıp okumayı başarırsa insan on değil belki yüz kitabın anlatamadığını insana kavratır.
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın